Tapu Kütüğü Kamuya Açık Olmalı

0 Posted by - 25 Ağustos 2014 - Makaleler

Hukuk fakültelerindeki ilk derslerden başlayarak öğrencilere şu öğretilir: Medeni Kanun’a göre tapu sicili alenidir. Peki aleniyet ne demektir? ”Aleniyet” in anlamı ”kamuya açık” ve ”herkesçe ulaşılabilir” olmaktır.
Tapu siciliyle ilgili olarak yasada sözü edilen ”aleniyet” in bu tanıma uymadığını, bunun olsa olsa ”sanal” bir kamuya açıklık olduğunu, hepimiz kendi yaşam deneylerimizden bilebiliriz. Tapu sicilinde yazılı bilgilere ulaşmak hiç de kolay değildir. Zaten, Medeni Kanun’un (MK) ilgili maddesi de (MK.928) birinci tümcesiyle koyduğu ”Tapu sicili alenidir” ilkesini, hemen ardından gelen tümceyle değerden düşürmektedir; tapu kütüğündeki bilgiler herkese değil sadece ilgisini kanıtlayanlara (alakasını ispat edenlere) açıktır.
Medeni Kanun’daki bu çelişkili hüküm, Türk Medeni Kanun Tasarısı’nda da aynen benimsenmiş görünüyor (madde 1020). Tasarının getirdiği değişiklik, sadece dille ilgilidir; içerik ve anlam değiştirilmemiştir. Tasarıya göre de, tapu sicili herkese açıktır, ama tapu kütüğündeki bilgilere ulaşabilmek için ”ilgisini inanılır kılmak” gerekmektedir.
”Aleniyet” tanımı gereği, herkesin ulaşabileceği bir durumu ya da işlemi belirttiğine göre MK.928’in birinci ve ikinci tümceleri arasındaki çelişki apaçık ortadadır: Tapu sicili, birinci tümcede belirtildiği gibi ”aleni” ise, ikinci tümcedeki ilgisini kanıtlamak (ilgisini inanılır kılmak) koşuluna ne gerek vardır? Bu, yanıltıcı bir anlatım değil de nedir?
Özellikle, ”kimsenin, tapu sicilinde yazılı bir durumun, kendisince bilinmediğini ileri süremeyeceği” yolundaki ilke (MK.928/son; Tasarı 1020/son) karşısında, durum daha da karışmaktadır: Herkes, tapu kütüğündeki bilgileri bilmek zorundadır ama, o bilgilere ulaşmak ancak ”ilgisini kanıtlayanlar” için olanaklıdır! Kısacası, tapu sicilindeki bilgilerin herkesçe bilindiği, yasanın öngördüğü bir varsayımdır; ama bu varsayımın gerçekleşmesi hiç de kolay değildir.
Bu varsayımın kabul edilebilir olması için, tapu sicilindeki bilgilerin gerçekten ”kamuya açık” ve kolay ulaşılabilir olması gerekir. Dünyada böyle işleyen dizgeler vardır. Birçok ülkede, herkes özel bir çaba harcamasına hiç gerek olmaksızın, tapudaki bilgilere kolayca ulaşabilmektedir. Örneğin, Kanada’da insanların, bağlantı kurdukları internet yoluyla kentteki bütün taşınmazlarla ilgili bilgileri evlerindeki bilgisayarlar aracılığıyla okuyabildiklerini duymuştum; gittiğimde kendim de gördüm.
Calgary kentinin merkezinde, tepesinde döner bir restoran olan kocaman kulenin bile maliklerinin kim olduğunu, kule üzerindeki ipotek haklarının sahiplerini ve borç tutarlarını, bir bilgisayar çıktısı olarak elde etmem hiç de zor olmadı. Kimseye, bu bilgileri niçin istediğimi anlatmam; ”ilgimi inanılır kılmam” filan da gerekmedi. Tapu kütüğündeki bilgilerin herkese açık (aleni) olduğundan, ancak böyle bir ortamda söz edilebilir. Herkesin, tapudaki bilgileri bildiği varsayımı da ancak orada geçerli olabilir. Tapu kütüğündeki bilgilerin herkese açık olmasının gerçekten sağlanmasında, kişilerin özel yaşamlarının gizliliği açısından sakıncalar olduğu düşünülebilir. Böyle bir durumun, taşınmaz mal sahiplerinin bazıları açısından istenir bir şey sayılmaması olanaklıdır. Ama çağdaş hukukta toprak mülkiyetinin, bireysel çıkarların ötesinde, kamuyu ilgilendiren bir boyutu olduğu unutulmamalıdır.
Çağdaş anayasa anlayışı, mülkiyetin ”toplumsal bir işlevi olduğunu” (İtalyan Anayasası m. 42/II) kabul etmeyi ve mülkiyetin kullanılmasının ”kamu çıkarına uygun olmasını” (F. Alman Anayasası m. 14/2) gerektirmektedir. Bizim 1961 Anayasamız da, mülkiyet hakkına ”Sosyal ve İktisadi Haklar” bölümünde yer vermekle, aynı çağdaş anlayışı benimsediğini ve mülkiyete toplumsal içerikli bir hak niteliği tanıdığını göstermiştir. 1961 Anayasası’nın gerekçesinde ”artık mülkiyet hakkı(nın), Roma hukukundaki anlamda, ferdin toplum menfaatını dahi hesaba katmaksızın istediği gibi kullanabileceği bir hak, hudutsuz bir hürriyet niteliği taşımadığı” açıkça belirtilmiştir. Bu anlayış, özellikle kent arazileri açısından çok önemlidir. 1982 metni bu noktada da, 1961’den geriye gitmiş ve mülkiyete ”Kişinin hakları ve ödevleri” bölümünde yer vermiştir. Ancak, Anayasa Mahkememizin kararlarında, mülkiyet, 1982’den sonra da yine ”sosyal yapıda bir hak” olarak kabul edilmektedir.
Günümüzde, dev boyutlara varmış görünen yolsuzluklar karşısında, halk ”temiz toplum” için büyük özlem duymakta, ama buna ulaşmanın yasal ve teknik araçlarını ortaya koymak durumunda olan siyasal kadrolar, bu konuda da parlak sözler söylemenin ötesine pek geçmemektedir. Toplumu ilgilendiren konularda ”saydamlık” sağlanması bu bakımdan çok önemlidir. Birçok ülkede ”bilgiye ulaşma yasaları” (Freedom of Information Act) herkesin, bilgilenme hakkını güvenceye almaktadır. Amaç, toplumdaki bütün bireylerin, kamu yönetiminin elindeki bilgilere ulaşabilmesinin sağlanmasıdır. Kişi, böylece gelişmeleri nesnel verilere dayanarak değerlendirme olanağına kavuşmuş olabilecek, bu da demokratik bir toplumun sorumlu ve bilinçli yurttaşı olmayı kolaylaştıracaktır.
Tapu kütüklerindeki bilgilerin, herkesçe ulaşılabilir bir saydamlığa kavuşturulmasında, çeşitli bakımlardan toplumsal yarar vardır. Özellikle, büyük kentlerdeki arsa spekülasyonlarını önleyecek bir araç olarak bu konunun üzerinde durulmalıdır. Böyle bir saydamlık, pek çok yolsuzluğun ortaya çıkarılmasında ve önlenmesinde büyük işlev görebilir. Öte yandan, bu saydamlığın, tapu harçlarının ve öteki vergilerin, taşınmazların gerçek değerleri üzerinden alınabilmesi, dolayısıyla Hazine’nin gelir kaybının önlenmesi açısından da yararları vardır. Sonuç olarak, tapu kütüğünde yazılı bilgilerin gerçekten kolay ulaşılabilir duruma getirilmesi sağlanabilirse, bazı kişiler biraz rahatsız olabilirler ama, temiz topluma ve toplumsal erince (huzura) bir katkı yapılmış olur.
Prof. Dr. Rona AYBAY

No comments

Leave a reply